Sultan Abdülhamid ( Kızıl Sultan )
Sultan Abdülhamid ( Kızıl Sultan )
1842 doğum - Payitaht'a çıkış 1878 Payitaht'tan indiriliş 1909
Aralık 26.2025 23:33
İbrahim selvi tarafindan
Abdülhamid’i anlamak bir padişahı sevmek ya da sevmemek meselesi değildir.
Bu, Anadolu Türklerinin üretebildiği siyasal ve iktisadi aklı ciddiye alıp almama onemseyip onemsememe meselesidir.
Kendi aklını ciddiye almayan toplum ise bir medeniyet kuramayacagi gibi, kalıcı sürdürülebilir bir kültür de geliştiremez.
Eğer Abdülhamid 32 yıl Osmanlıyı savaşmaktan uzak tutma saydı;
Osmanlı çöküşü sonrasında yeni
"Cumhuriyet " kuruluşu gerçekleştirecek insan kaynağından da mahrum kalmış olacaktı.
Bundandır ki Sultan Abdülhamid akademik anlamda Üniversitelerimizin İktisat, Kamu yönetimi, Siyaset bilimi, Siyasal bilgiler Fakültelerinde kürsüsü kurularak anlaşılması gereken bir dönem ve o dönemin taninması gereken bir insan kaynağı, yöneticisi kararvericisidir!
Bir doktor hastaliğı tesbit etmeden tedavi edemez tedavi olmanın ön sartı hastalığı tesbit etmek, kaynağını teşhis etmektir aslında hastalıgı tesbit etmek tedavinin %90 oluşturur.
Konuya bu bağlamda bakınca toplumların, ulusların geri kalmışlığının ya da çöküşe ugramış yanlarının tesbiti iyi analiz edilmeli ki, aynı ulus kendi değerlerini geliştirerek kendi benliği, kimliği ile ayağa kalkabilsin.
Aksi takdirde Renault otomoobilinize şanzumanı arıza yaptığında Mersedes Şanzıman takarsanız ve her geçen gün bu böyle devam ederse Renault otomobil başka birşeye dönüşür ama Renault markası devam etse de otomobil başka bir araç olmuştur ve o aracta mekanikler arası koordinasyon sağlanamaz.
Sonra
alakalı değil ama #Torbakanun #Torba yasalar çıkartmak ile ne yapmaya çalışıyoruz?
Kanunlar yeteri kadar hatta fazlasıyla var, daha çok kanun çıkartarak yargıyı insiyatif alamamaya, mahkemelerin yükünü artırmaya ve insanlar arasında ki ihtilafları derinlestirmeye yoneltiyorsunuz.
Hukuk sahası uygulanamayan yasa çöplüğüne dönüşturulerek yargının saygınlığı güvenirliği yipratiliyor.
"Arçtan inmenin" cezası mı olur bu husus yarın en çok istismar edilen hukuksal alanı oluşturur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kanun müeyyidesi yok ve olamaz da.
Bir öykü:
Aydın, güya güngörmüs bir insan, gözleri ve kulakları duymayan, ağır aksak bilinci yarı açık/kapalı bir adamın pacasından tutunarak öyle bir yakarısla yardım talep ediyor ki, sanırsınız feryadı figanından, dıramından, trajedisinden gök neredeyse ağlayacak!
Aksak, özel insan yarı açık bilinciyle "Bu durumumu görerek benden yardım talep eden, bu yürek yakarcasına yakaran kişi de kim olabir, kimdir bu ?" diye sorunca yakınında bir ses şöyle seslenir " O kendisini bilmeyen ahmağın birisi " diye seslenir.
Evet başka kim bu durumda olabilir ki ancak "ahmaktır " .
Zülfü Livaneli Kaplanın sırtında kitabında Abdülhamid'i yazdı.
Geçtiğimiz gün Livaneli diyor ki; "Benden Abdulhamid'i (Kızıl sultan ) katile donusturmemi bekliyorlardı ancak araştırdım 32 yıllık döneminde bir tek aydın insan var Mithat Paşa " Anayasa mimarı (1884) O da surgüde bogduruldugu ifade edilmekte Ali Suvai reformist (1878 ) Cırağan vakası ayaklanma sırasında öldürülen onun dışındakiler halktan ve adi suçlulardan mütevellitir.
Oysa
Belcik Kralı ll.Leopold 1885 - 1908 yılları arasında Kongo'da 10-15 milyon insan öldürmüş ya da uzuvlarıni kesmiş kestirmistir.
Diyeceksiniz ki o başka bir ulusta ya da sömürgecilik sürecinde olanlar ne olursa olsun Osmanlı'da üç kıtada onlarca ulus ve milliyetin üzerinde bir imparotorluk, egemenlik oluşturdu ancak Belcika'nın yaptığı insan kıyımını, soykırımı, katliamı hiçbir zaman ne kendi insanına nede Egemen olduğu uluslara yapmadı.
Ama, Abdülhamid'in adı Kızıl sultan'a çıktı, cıkartıldı.
Peki çıkartanlar kim? pacasına sarılıp yardım dilendiklerimiz!
Sultan Abdülhamid yaralı bir aslan terbiyecisi
ve Abdülhamid anlaşılmadan Anadolu'da medeniyet inşa edilemez bir kültür gelistirilemez.
Ancak kültürel montaj yapmak durumunda kalırız.
Yani kültür erozyonuna acik olmak, kendi aksaklıklarını kendi cökuntiye ugramış yanlarını giderememek deforme olan alanları dünyadaki gelişen yenilerle doldurarak telafi etmek, bu başka şeylere dönüşüm olur.
Ve konu uzayıp gider...
Dipnot :
Devlet ' Otorite ' soğuk buz kesen kurallar abidesidir.
Devletin kanunda ve yasadan başka ayricaliklı öznesi, nesnesi ve sifatı yoktur olamaz da!
olursa adı devlet olmaz (parti, cemaat ya da kabile) devleti, otoritesi olur.
Otorite, yanında, yakınında kucağında tuttuğu, süt emzirdigi de bütün yurttaşlar ile aynı seviyede aynı saftadır. Hiç kimse devlet başkanı dahi ayricaliklı ve dokunulmaz değildir olamaz.
Otoritenin, devletin tek iteat ettiği biat ettiği kavram, tanım kuralçılıktır, yasadır ve kanundur, yönetmeliklerdir.
Devlet, buz kesen soğuk bir sıfattır, nesnedir.
Hiç kimse ve hiçbir zümre ondan şefkat ve merhamet dilenemez.
Devlet kimseye analık, babalık ve barınaklık yapamaz, yapmamalıdır.
Devlet, yasalarla öngörülen işini yapar ve bunu yaparken de kişi ve kurumlara karşı değil kanun ve yasalara karsı kendisini sorumlu tutar....
Osmanlı neden gelişemeden çöküntüye ugradı?.
Kuruluş 1500 çöküşü başlangıcı 1590
Osmanlıda hatta Türklerin tarih sahnesinde biz de varız olmalarının yanında geçmişte ve ilerleyen 2025 yılına kadar " devlet " tanımıni yapan otoritenin nasıl olması gerektiğine yönelik bir kavram geliştiren insan kaynağı yok!
Nizamülmülk var, Şeyh Edebali var.
Nizamûlmûlk bakışı itibarıyla bir Sultan mevlid-i Şerifesi, övgusudür.
Şeyh Edebali ise beyliğe vurgu yapar ve beylik düzen ve dirligini, birliğini ( O günün kosullarında ) sağlamaya yöneliktir.
Oturmuş bir otoritenin, devletin varlık ve sürdürülebilir olmasına yönelik bir akıl yürütme, bir kavram ve tanım geliştirme gibi çalışma yoktur, olamamıştır.
Yani bu bir yerde de beye, sultana ya da mevcut otoriteye işini önermek gibi bir şey olur ki bunada, gecmisteki şartlar göz önünde tutuldugunda hiç kimse cesaret edemezdi.
Güncel olarak hala 2025 yılinda bu eksiğimiz hem güncel anayasa talebi ile hem de otoritenin tarfgirlik ve partizanlık yanıyla kendisini göstermektedir.
Günümüzde devlet tanım ve kavramıni çağımızın talep ettiği normlarda ifade ve inşa etmek gibi bir yükümlülük ile karşı karşıya olduğumuz inkar edemeyiz.
Devlet, Otoritenin kendiside ayrıcalıklı ve dokunulmaz değildir.
Devlet de yasa ve kanunlar ile hareket ederken; kamu yararına yönelik hususlarda insiyatif alması da gözden kacirilmamalidır.
İnsiyatif alacak olan kurumların başında yargı gelir.
Diğer yanda Meclis'te fabrika gibi torba torba kanun yaparsanız, yargıya da insiyatif alma ve yapılan kanunları uygulama alanı birakmamış olursunuz.
Derin dipnot:
Sultan Abdülhamid' in yaptikları, yapmak istedikleri ve dönemini yazmaya gerek duymadım arastirirsanız siz de bir kanıya varmış olursunuz.
Yazdıklarım benim görüşüm, düşüncem mutlak doğrular değildir.
Ancak, aklın ortak paydasının olduğuna inanıyorum, eğer düşünebilme yetisi kazandiysanız ? yoksa baskalarının yönlendirmesine bilincimizi açık bırakıp kendi dusûnme yeteneğinizi gelistirmediyseniz o başka şey!
İbrahim selvi
kapadokyapost@gmail.com



.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder